ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ “OKUL”DUR

16Nisan2017
Alışveriş merkezleri gerçekten okuldur.
Gündelik dilde okullar yetkili bir kamu birimi,
bakanlık vb. tarafından kurulan veya yetki verilen, derslik denen alanlarda
sıralara oturmuş öğrencilerin en sonunda diploma almak ve belirli ölçütlere
göre hayatın basamaklarını tırmanmak için gönderildikleri kuruluşlardır. Kamu
veya özel bir eğitim kuruluşu bunun yatırımcısı/yöneticisi olabilir.
Mobil dünya, herşeyi değiştirdi. Mobil iletişimin
yarattığı devrim, oksijen gibi, dünya coğrafyasının her yanında insanları
birleştiriyor, ortak giysi ve düşünme zemini, ortak koltuk, ortak araç haline
geliyor. Çok değil on yıl sonra, nesnelerin interneti kentlere, ofislere ve
evlere egemen olacak; bu mekanlar bir ve tek mekan haline gelecek. O dönemde
artık bugün bilinen kentler, mekanlar ve araçlar ya önemini kaybedecek ya da
bugün tahmin edilemeyecek işlevlere gidecek.
İşte burada, alışveriş merkezlerinin "okul"
işlevi görünüyor ve giderek önem kazanıyor. İki şekilde:
1.   
Perakendenin bütünleşik
tek-akış "omni-channel" sistemine yönelmesi, mobil müşterinin mutlak
egemenliği altında CX "müşteri deneyim yönetimi" becerisi ile
yönetilmesini zorunlu kılıyor. Artık mağaza yok, fizik mağaza/mobil
mağaza/e-mağaza bütünlüğü var. Bunu beceremeyen, yok olmaya mahkum.
2.   
Alışveriş merkezleri de buna
paralel olarak "omni-channel" olmak zorunda. Hatta perakendenin biraz
da ötesine geçerek geleceğin kentlerine, geleceğin belediyelerine örnek olmak,
onların gelişimine yol gösterecek becerilere sahip olmak zorunda.
Bir de Türkiye'nin kendine özgü yapısı ve koşulları var.
Dünyanın en büyük uygarlık mirasına sahip birkaç ülkeden biri; kolu, kafası ve
ayakları her noktada farklı dünya sorunlarına dokunan bir gövde- denebilir ki,
2000 yıl öncesi kadar Roma mirasını sürdüren bir toprak.
İşte bu nedenlerle Türkiye'de alışveriş merkezleri
gerçekten "okul". Ülkenin sahip olduğu kültür örüntülerini;
birbiriyle bağlantısı son derece karmaşık olan toplum katmanlarını; kağıt
üzerindeki beklentilerden tamamen ayrılan davranış, inanış, yaşayış biçimi ve harcama
alışkanlıklarını; kayıtdışı ekonominin neden hala %50 lerde dolaştığından
tutun, İstanbul'un gayrimenkul piyasasının veya Ankara'da alışveriş alanı
arzının bugünkü verilerinin hangi siyası tercihlerle, nasıl oluşturulabildiğine
dair analizleri, bir arada düşünmek gerekiyor. Ancak bunları yaparsak, ve
geleceği tamamen analitik verilere dayalı olarak inceleyip kurgularsak,
alışveriş merkezlerini yönetebiliriz. Ancak verilere dayalı konuşursak, bugün
kiracılarını kaybetmekte olan alışveriş merkezlerinin sorunlarını anlayabilir,
neden bu noktaya gelindiğini teşhis edebiliriz.
13 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, alışveriş
merkezlerinin Suriye' li göçmenler için eğitim merkezi olarak kullanılması
konusunda bir görüş ile karşılaşınca, gerçekten alışveriş merkezlerinin bir
okul olduğunu yeniden hatırlamamak olanaksız görünüyor. Doğru teşhisleri
analitik verilere dayalı olarak yapmadan bu tür tedavi önerilerinin
getirilmesi, aslında neden bu noktaya gelindiğini de açıklıyor olabilir.
Türkiye'nin bugünkü koşullarında, kiracılarını kaybeden alışveriş merkezlerini
Suriye' li göçmenler için eğitim merkezi olarak geliştirmek, özel
girişimcilerin maliyetlerini, kiracı olarak devlete ( yani vergi veren
yurttaşlara) yüklemek anlamına geliyor. Üstelik, 30 yaş altı üniversite mezunlarının
üçte birinin işsiz olduğu, nüfusun üçte birinin açlık sınırlarında yaşadığı bir
Türkiye halkı var iken.
Okullara gerçekten ihtiyacımız var.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s