“MARKA KENT” GELİŞTİRMEK İÇİN BİR MANİFESTO DENEMESİ

Özellikle 2011 yılından itibaren Türkiye’nin orta ve büyük ölçekli kentlerinde

  1. Markalı konut projeleri
  2. Marka kent

konularının hem yerel ve ulusal basında hem de sosyal medya ortamlarında artan bir yer almaya başladığı bilinmektedir. Bu eğilimin temeli ve başlangıç noktası olan üç değişkenin verilere dayalı ve iç-bağlantılı analizini başka bir yazıda ele almak üzere, burada sadece belirtmekle yetinelim:

  • Tarım üretiminin ve kır bölgelerdeki nüfus/çevre/ortam koşullarının özellikle genç nüfusu büyük kentlere göçe zorlaması;
  • Sanayi ve ihracat pazarlarındaki gelişme sorunlarından dolayı inşaat sektörünün ekonomide başlıca etken haline gelmesi,
  • Sosyal medya ve mobil iletişim alanlarındaki tüketim olanaklarının artmasıyla yaşam tarzları arasındaki gerçek veya algılanan farklılıkların kültür ve ekonomi katmanlarında yarattığı davranış değişiklikleri.

Markalı konut projelerinin gelişimini etkileyen başlıca unsurların bu alandaki girişimcileri yönlendirmesine paralel olarak, ve hemen hemen aynı sebeplerle, yerel yönetimlerin de ilgili kentler için “marka kent” yaratma eğilimleri geliştirdikleri izlenmektedir. Özellikle son 3 yılda özel sektör, belediyeler ve meslek kuruluşları tarafından düzenlenen çok sayıda seminer, konferans ve fuar girişimlerinin son ayağı, 2016 MIPIM katılımıdır.

Girişimcilerin konut projelerini  konumlandırma çabalarında hedef alınan marka kimliği, tesis nitelikleri ve tasarım tercihlerinde belirleyici  unsurun satış ve kar olduğu ortadadır. Tüketici cephesinde  algılanan  ihtiyacın “ideal yaşam tarzı” tanımlarına ve beklentilerine ilişkin kabullerdir.

Kent ekonomisi ve sosyolojisi  açısından “markalı konut” ve bunun dayandığı “ideal yaşam tarzı” tanımları, gerçekte kentlerin uzun vadeli planlar çerçevesinde gelecek kuşaklara bırakılan miras açısından yapılmış bir analizine dayanmamaktadır. Bunun sonucunda;

  • Kısa vadeli girişim verimliliği hedefleri ile uzun vadeli “kent kimliği ve mirası” arasında mesafe büyümektedir;
  • Farklı yaşam tarzları ve toplum katmanları ile ilgili analizler eksik olduğu için,  tesis yönetimi ve ortak giderlerle ilgili sorunlar konut alıcılarını olumsuz etkilemektedir;
  • Yenilenebilir enerji  ve çevre koruma ilkelerinin yeterince gözetilmemesi, maliyetleri geleceğe ve topluma aktarmaktadır;
  • Her kentte özgün tarihi mirasın  ve o kentlerin “benzersiz” kimliğinin yaratılamaması, hem turizm endüstrisi için hem de gelecek kuşaklar için hayati öneme sahip unsurları eritmektedir.

“Marka kent” konusunun düğümü de buradadır.

Anadolu, 10,000 yılı aşkın bir tarihi mirasın toprağıdır. Burada atılan her adım, her kent için yaratılan gelişme planı (varsa) ve bunun unsurları, öncelikle tarihi mirasın korunmasını esas almak durumundadır. Geri kalan her şey, ancak bu “benzersiz fark” dikkate alınırsa anlamlı olur ve yapılan her iş kalıcı olur. “Marka kent” olmak, markalı konut siteleri veya reklam kampanyaları ile, “daha da çok kata sahip” yapılar geliştirerek erişilebilecek bir hedef değildir.

Marka kent olmak için, biraz geriye gidip Fatih Sultan Mehmet’e ve Mimar Sinan’a bakmak gerekiyor.

Fatih, hemen fetihten iki gün sonrasından başlayarak, İstanbul için kent planı geliştirmek üzere doğrudan çalışmaya başlamış ve buna her dinden ve çevreden en iyi uzmanları katmıştı.

Sinan’ın Süleymaniye Külliyesi’ni, bilim, sağlık, eğitim, yerleşim ve ibadet unsurlarını bir bütün olarak, planlama süresi, inşaat süresinden uzundu. Depreme karşı tedbir için  beş yıl beklemişti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s